Blog: Inside

0
22

Inside’ın, Limbo’nun yapımcılarının yeni oyunu olduğunu söylemem bile eminim bir çok kişiyi heyecanlandıracaktır. Kendi adıma Limbo’dan sonra benzeri oyunların bende yarattığı hayal kırıklığından sonra Inside gerçekten ilaç gibi geldi. Hatta, bu köşe için milyon dolarlık bütçeli bir çok AAA oyun denememe rağmen uzun zamandır bu kadar keyifle oynadığım bir oyun olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Yazabileceğim eksik bir noktası var mı diye düşündüğümde tadının damağımda kalmasının haricinde pek bir şey bulamadım.

Aslında oyunun bir hikayesi yok. Daha doğrusu oyuna başladığımızda bu konuda bir bilginiz olmuyor demek daha doğru olur. Aynı Limbo’da olduğu gibi kendimizi nerede olduğunu bilmediğimiz bir ormanda buluyorsunuz ve başlıyorsunuz sağa doğru koşmaya. Oyunun başında bir süre herhangi bir bulmaca ya da tehlike ile karşılamadan sadece zıplayarak koşuyorsunuz. Oyunun mekaniklerine alışabilmeniz için en başa bir tutorial ya da oyun kontrollerini gösteren bir ekran koymak yerine bu daha doğal bir ısınma turu olmuş. Bulmacalar ve tehlikeler giderek zorlaşarak artıyor. Inside içinde neredeyse hiç tekrar eden bulmaca yok ve bulmacaların zorluk ayarı da çok iyi dengelenmiş. Sadece sağa ya da sola hareket edebilmenizden dolayı bir platform oyunu olarak kategori edilse de mekan tasarımlarındaki derinlik ve duruma göre çok iyi ayarlanan kamera açıları sinematik bir etki yaratarak çoğu zaman oyunun türünü size unutturuyor.

Oyun mekanları hikayenin doğasına bağlı olarak kasvetli ve karanlık tasarlanmış, gölgeler, ışıklar ve alan derinliği çok iyi kullanılmış. Oyundaki nesneler ve karakter çok minimal çizgilere sahip olmasına rağmen ainmasyonların gerçekçliği sizi hemen havaya sokuyor. Inside, yıllar önce Amiga’da Another World’de olduğu gibi minimal grafiklerle de ne kadar iyi iş çıkarılabileceğini tekrar kanıtlayarak o zaman duyduğum heyecanı bende tekrar yaşattı. Mutlaka oynayın diyorum. Kesin bilgi 🙂

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER