Röportaj: Zafer Dilek ile müzik, Türk sineması ve teknoloji üzerine

0
17

Röportaj: Zafer Dilek ile müzik, Türk sineması ve teknoloji üzerine

Müzik tarihimizin en önemli isimlerinden Zafer Dilek, bugünkü röportaj konuğumuz oluyor.

30 Ağustos 1944 doğumlu sanatçı, ismini de bu günden, yani Zafer Bayramı'ndan almış. Gitardan tutun da piyanoya kadar birçok enstrüman çalabiliyor. Türkiye onu, hazırladığı enstrümantal albümleriyle tanıyor. Bugün bir Kemal Sunal ya da Zeki Alasya – Metin Akpınar filmi izlediyseniz, o filmlerde duyduğunuz melodilerin büyük bir kısmı ona ait. Bülent Ersoy'dan Ajda Pekkan'a kadar birçok isimle çalıştı, aranjörlük yaptı. Ünü Türkiye sınırlarını aştı, yurt dışından da çeşitli teklifler aldı. Zafer Dilek, müzikten hiçbir zaman kopmadı, ama son yıllarda geçmişe kıyasla daha sakin bir hayat yaşıyor. Fırsat buldukça da perşembe günleri Kadıköy'deki Barış Manço Kültür ve Sanat Merkezi'ne gidiyor, diğer sanatçı dostları ve hayranlarıyla buluşuyor. Arkadaşım Erdem Küçük ile ben de 1 saat boyunca kendisiyle sohbet edebilme şansına eriştik. Bize vakit ayırdığı ve kibar tavırları için kendisine çok teşekkür ediyoruz!

"İlk 3 plağım yeniden basılamıyor, çünkü…"

5 tane albümüm var. Bu, dördüncüsü (Elinde, benim getirdiğim "Oyun Havaları" CD'sini gösteriyor). İlk 3 albümüm Yonca Plak'tan, dördüncüsü Devir Plak'tan, sonuncusu da Emre Plak'tan çıktı. İlk 3 albümümün mülkiyet hakkı hala Yonca Plak şirketinde. Ossi Müzik, bu 3 plağın yeniden basılması için Yonca Plak'la iletişime geçtiyse de olumlu bir yanıt alamadı şimdilik.

"Avuçlarımda Hala Sıcaklığın Var / Köroğlu 45'liğindeki bu fotoğraf, Taksim'de, Gezi Parkı'nın Hilton'a giden tarafındaki yolun başında çekilmiş. Yıl, 1970. Anlık olarak çekilen bu fotoğrafın sahibi ise, Asu Maralman'ın eşi Orhan Şevki…"

Sahaflardaki ikinci el plaklar pahalı oluyor, ama bu arz talep meselesi. Sonuçta antika da sayılır onlar. Yaptığım tüm plaklarım bende var, ama master kayıtları bende yok.

Bu dördüncü albümü ise, Devir Plak ile ortak yaptığımız için mülkiyeti bende. Böylece Ossi Müzik'e verdim ve CD'sinin hazırlanması mümkün oldu.

"Bir plak şirketi kurup Sel Plak'a ait dükkanın belli bir kısmını kiralamıştık"

Unkapanı'nda ne olup bitiyor bildiğim için plak yapım konusunu da biliyordum. Orhan Şevki ile birlikte Ozan Plak'ı kurmuştuk. Hep plak şirketlerine kazandırıyoruz, bu sefer de biz şirket kuralım demiştik. Bu firma ile 4 tane 45'lik yayınlamıştık. 2 tanesi Ömür Yüksel 45'liği, bir de halk müziği okuyan bir kız vardı, adı şu an aklımda değil. Mekanımız da Sel Plak'a ait bir dükkanın belirli bir kısmıydı. Orayı kiralamış ve siparişleri oradan yönetiyorduk.

Aranjörlük…

1970'li yılların ilk yarısı. O yıllarda Hilton Oteli'nde çalışıyorum. Önder Bali Orkestrası ile "Bergama Zeybeği'ni" yapmıştık. Bir de "Gülnihal" diye plak yaptık. Bunlar da Yonca Plak'tan çıktı. Sonra 72'de profesyonel anlamda aranjörlüğe başladım. Stüdyoda birçok sanatçıya çaldım. Ajda Pekkan, Esin Engin, Tanju Okan, Cengiz Coşkuner gibi isimler. Mesela Esin Engin benim plağımda çalmıştı, ben de onun plağında. Böyle paslaşmalarımız oluyordu.

#Sayfa#

"İlk başta benim şarkılarım benim ismimle çıkmıyordu"

5 Long Play'imden bir tanesi, "Zafer Banu Hülya" ismiyle çıktı. O, sözlü bir albümdü, diğerleri de enstrümantal. "Bergama Zeybeği" plağı çok ses getirmişti, ama o plak başta benim adımla değil de Önder Bali ismiyle çıktı. Sonra benim albümüme de koyduk. O sıralar şarkıları tanınan isimlerle sunmak daha iyiydi. Ben tanınmıyorum tabii, Önder Bali bizden büyük ve iyi müzisyendi. Gülnihal de onun adıyla çıktı. Sonra da benim adımla çıkmaya başladı. "Bütün Meyhaneleri Dolaştım İstanbul'un" çıktı, sonra gerisi de geldi…

"Türkiye'de enstrümantal müziği ben başlattım diyebilirim"

İşin enteresan tarafı, o ilk yıllarda Türkiye'de sözlü müziğin yanısıra enstrümantal müziğin ilgi görebileceği ihtimali kimsenin aklında yoktu. Ben başlattım diyebilirim. Aslında bilinmeyen bir şey değildi, zira birçok Avrupa orkestrası vardı. İlgi gördü ve 80'lere kadar devam ettirdik. Şu sıralar ise pek ilgi kalmadı. Potansiyel yaratan bir talep ortamı yok şu an.

"Kaba bir hesap yaptım, şimdiye kadar 35 sanatçının albümlerini yapmışım aranjör olarak"

Mesela Gökhan Abur. NTV'de hava raporu sunuyor. Sezen Aksu, Muazzez Abacı, Bülent Ersoy, her tarzdan birçok sanatçı. Benim kökenim biraz türk sanat müziğinden gelmedir. Profesyonel bir geçmişim yok, ama severdim. Bu müzik türlerine hakim olduğum için bu tür talepler geldiğinde batı müziğiyle harmalayarak aranjmanlar yapabiliyordum ve çok talep geliyordu bana.

"Garo Mafyan'ı ben teşvik ettim"

Garo Mafyan VE Turan Yükseler. bu ikisini aranjörlüğe biraz da ben teşvik ettim. çünkü işler çok olunca daha fazla iş alamıyorduk. başka kim var? aklıma bu ikisi geliyordu, ama aranjörlük yapmıyorlar, orkestra müzisyenleri sadece o sıra. Ama o potansiyelleri var. ikisiyle de görüştüm, "Yapabilirsiniz, yapın" dedim. Olur mu olmaz mı derken girdiler ve alıp yürüdüler.

Yurt dışından gelen plak teklifi

Bir gün Manchester şehrinden, Thomas Dominic diye bir adamdan telefon geldi. "Ben prodüktörüm, albümlerinizi dinledim, şu albümünüzden 2 tane şarkıyı alıp karma etnik müzik plağımız için kullanmak istiyorum" dedi. "Olabilir, ama bu parçaların mülkiyeti bende değil, plak şirketinde. İsterseniz numarasını veririm, konuşursunuz" dedim. Onlar görüştüler ve ben unuttum bu olayı. Galiba çıktı bu plak. İşlerim yoğun olduğu için pek üstüne düşmedim.

#Sayfa#

"1962 ile 1986 arası, bu işin altın devriydi"

Oğuz Zulik vardı, Ermeni asıllı piyanist ve aranjör. Faruk Akel Orkestrası'ndaydı ve ben de bass gitar çalıyordum. 68-69 senesi. Caz parçalar çalardık. Timur Selçuk bir ara aranjörlük yapmıştı. Sonra sıkıldı ve Sıraselviler'de dershane açmıştı. Pek sıkıntıya gelen biri değildi. Neticede 1962 ile 1986 yılları arasında bu işin altın devri yaşandı.

"Teknoloji ve şehirlere göçün etkisiyle beğeni profili değişti"

Şu an yapılan albüm ve içerikleri konusunda fikriniz vardır. Tabii ki yıllar arasında büyük değişiklikler var. Sebep de şehirlere göçün artması ve teknolojinin gelişmesi. Şehirlere göç, beğeni profilini de değiştirdi. Gece kulüpleri vardı eskiden, şimdilerde ise kalmadı. Batı müziği yapardık genelde, arada da Türkçe parçalar olurdu hafif müzik türünde. İyi bir talep vardı.

"Kulüpler sadece 10 Kasım'da kapalı olurdu"

Düşünebiliyor musunuz, 10 Kasım, Atatürk'ün ölüm günü hariç yılın her günü kulüpler açık kalırdı. Öyle yoğun bir dönem yaşadık ve günümüze geldik. Aslında bu normal bir süreç. Tüm evren değişim içinde, ama bu iyi mi kötü mü bunu da ilerleyen yıllarda fark edecekler sanırım.

"2006'da sahneyi bıraktım, ama müziği değil"

2006'da saheyi bıraktım, ama müziği değil. Aranjörlüğüm devam ediyor. Tek tük çalışmalar yapıyorum. Eski tangoculardan Necdet Koyutürk'ün oğlu Erden Koyutürk ile "Papatyalar" gibi ünlü tangoları teknolojik imkanların da yardımıyla baştan sona yeniden yaptım. Tek tük işler geliyor, ama zaten ortamı biliyorsunuz, bir beklentim yok, bizim için istikbal yok artık (gülüyor).

Aslında çok yetenekli gençler var. Üzülüyorum onlar için. Şimdi albümler satılsın diye değil, konserlere referans olsun diye yapılıyor.

Sanal gerçeklik gözlüğüyle konser

Teknoloji bizi nereye götürür bilmiyorum, ama mesela aklımdan şöyle geçiyor. Ben bilim kurguya biraz meraklıyım. Mesela internet ortamından, 3 boyutlu görüntülü ve paralı konserler. Evde oturup, gözlüğü de takıp büyük ekranda, sanki konser salonundaymış gibi izliyorsun.

#Sayfa#

Plak almana gerek yok belki, aç interneti dinle, ama canlı konserler ücretli olmak durumunda. Masraf var, emek var ve bu insanların ekmek parası sonuçta. Ama bu tip teknoloji destekli konserler ileride yaygınlaşabilir.

"Yaptığımız işlerle iz bırakabildiysek ne mutlu bize!"

Önemli olan, yaptığımız işlerle bir iz bırakabildiysek ne mutlu bize! Bizi teşvik edecek, itekleyecek bir unsur yok şu an. En son diyordum ki, bir otelin lobisinde, tek piyano eşliğinde 5-7 çayı hafif müzikleri yaparım. Gerçi yakın zaman kadar bir grup da çalıştırdım ben.

Grup Demans

Latin müziği yapan bir gruptu. 2 yıl kadar sürdü ve ben de klavye çaldım. Grupta hem eski profesyoneller hem de müziği seven, nota bilgisi bulunan amatör müzisyenlerden oluşuyordu. Güzel aktiviteler oluyordu, parasal bir beklentimiz yoktu. Grubumuzun solisti Belgin hanım, başarılı bir bankacı ve müziğe tutkuyla bağlı olan biriydi. Ne yazık ki bir cinayete kurban gitti ve grup böylece dağıldı.

Sayısız Türk filminde izinsiz olarak kullanılan müzikleri

Benim telif alma hakkım var aslında. Mesam'a üyeyim, fakat burada Müyorbir devreye giriyor. Müzik Yorumcuları Meslek Birliği, ama buraya üye değilim. Biraz ihmal ediyorum aslında bu konuyu beni. Şener Şen ve Kemal Sunal'ın birçok filminde benden izinsiz olarak müziklerim kullanıldı. O filmler 70'li yıllarda yapıldı, Mesam ise 1986'da kuruldu. Yıldırım Gürses çok uğraşmıştı bu işler için. O filmler daha çok oynatılacaktır televizyonlarda. Ayağımda şu an bir sorun var, uzun yol yürüyemiyorum. Havalar biraz daha serinlesin, oraya gidip bildirim yapacağım "Bu müzikler bana ait, gerekli olan hakkımı tahakkuk edin" diye.

Ben Mesam'a üye olurken bir forum dolduruyordum. Formda besteci, söz yazarı ve işlemeci diye haneler var, ama yazılması zorunlu değil. "Neden?" demiştim Atilla Özdemiroğlu'na. İşlemecinin isminin yazılması bestecinin insiyatifindeymiş. İster yazar, isterse de yazmazmış. Saçma gelmişti bu bana ve bu halen değişmemiş.

#Sayfa#

"İnsanlar müziklerinizi biliyor, ama Zafer Dilek'i ismen ve sima olarak pek bilmiyorlar" dediğimde…

Ama bunu değiştirmek çok zor. Genelde kimse merak etmiyor. Mesela Elvis bir şarkı söylüyor, "She is Not You" diye. Herkes zevkle dinliyor. İyi hatırlıyorum, plak ilk çıktığında dinliyoruz, çok seviyoruz, biz de söyleyelim diyoruz falan… Ama o şarkı Elvis'in değil. O sadece okuyor. Şarkının bir bestecisi var, onu kimse düşünmüyor. Sektörün içinde olanlar merak ediyor ve öğreniyor. Tüm dünyada böyle.

"O melodileri bugün yapamam."

Yıllar evvel yaptığım besteleri bugün yapamam. Yani yaparım da, bugünkü kafamla, düşüncelerimle yaparım. Tabii yılların bir birikimi var, ama geçmişte o şarkılar öyleydi, dolayısıyla en güzeli de onlardı. Şimdi geçmişe bakıp, "Şurası şöyle olsa güzel olurdu", ama işte o an için geçerliydi o. Öyle yapıldı ve o an için en güzeliydi o. Sanatın her dalında geçerli. Her şey yapıldığı zamanki haliyle en güzelidir. Mısır piramitleri mesela (gülüyor).

"70'ler Türk Sineması'ndaki erotik furya, müzik albümlerinin kapaklarını da etkiledi"

70'li yıllarda Yeşilçam'da erotik film furyası vardı ve 80'e kadar sürdü. O furya, bizim Unkapanı'nı da etkiledi. Hatta bırak bizi, yabancı enstrümantal plaklarda bile benzer görseller vardı. Ne de olsa karşı cins ilgi çekiyor.

"Ama öte yandan yakışıklı bir adam var burada" diyorum…

Oraya hiç değinmeyelim. Hızlı yıllar yaşadık.

"Sosyal medyada yokum"

Sosyal medyada yokum. Hiç hesabım yok. Facebook'ta birisi benim adıma hesap açmış. Mümkün olsa o sayfayı kaldırtmak isterim. Gerçi yapanın da kötü niyeti yok sanırım. Sadece bir e-posta adresim var, o kadar.

"4 tane yeni bestem var, ama…"

4 tane bestem var, kimsenin duymadığı, bilmediği. 2'si hafif müzik, 2'si de sanat müziği formunda. Evde, bilgisayar ortamında hazırladım. Gerisi de kafamda duruyor. Yarım olan bestelerim de var, ama zaten şu an bir talep yok. Bunları tamamlayıp bir albüm olarak çıkarmayı düşünmüyorum şu an.

Vakit ayırdığınız için tekrar çok teşekkür ederiz!

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER